Sohbet birlikte olmaktır; bir arada ve aynı ortamda bulunmaktır.

Sohbet birlikte olmaktır; bir arada ve aynı ortamda bulunmaktır.

Sohbet bir muhabbet dokunuşudur. Kâh nazar olur göze ulaşır, kâh kavil olur söze yansır, kâh muhabbet olur öze varır. “İmanla Hz. Peygamber’i gören, onunla beraber bulunan onun nazarına muhatap olan ve bu imanla ölen kimselere verilen ‘sahâbî’ adı da, ‘sohbet’le alâkalıdır. Hz. Peygamber, ashabını sohbet ikliminde yetiştirmiştir. Sohbette hem sözlü eğitim, irşad ve tebliğ vardır; hem de hal eğitimi, manevî yansıma söz konusudur. 

Sohbetin en yukarı derecesi ‘maiyyet’ denilen Allah ile birlikte olma hâlidir. Allah bu kıvama eren kullarına sekînet ve huzur indirdiğini Kur’an’da şu ifadelerle anlatmaktadır: “Hani o ikisi mağaradaydı. O, arkadaşına üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona emniyet, huzur ve sekîneti indirdi” Allah ile sohbet; O’nunla beraber olmaktır. “Nerede olursanız Allah sizinle beraberdir” ayeti de Peygamberin Allah ile birliktelik ve sohbeti vahiy ve münacattır. Kulların Allah ile birliktelik ve sohbeti ise şükür, huzur, dua ve ilticadır. 

Sohbet ve arkadaşlığın insanlarla olanında bir aşılama ve yansıma özelliği vardır. Çünkü insanın yetenek ve kabiliyetlerini ortaya çıkaracak; ya da geliştirecek bir aşıya ihtiyacı vardır. Bu aşı da yetişkin ve kemal ehli kişilerle olmak, onlarla beraber bulunmaktır. Nitekim kendiliğinden yetişen ağacın meyvesi olmaz; olsa da tadı olmaz. Nasıl dağlarda yetişen meyvelere aşı yapılarak cinsleri ıslah edilir, emek verilir ve meyvesi bol ve lezzeti iyi olsun istenirse, bunun gibi insanın yetişmesi de, ona emek verilmesine dostluk, arkadaşlık ve sohbetle aşı yapılmasına bağlıdır. 

İnsanlar, özellikle ramazan iklimlerindeki sohbet meclislerinde bir mumdan yakılan başka bir mum gibi birbirlerine hâl ve duygu taşırlar. Birinin iyi hâli diğerine yansır. Tesirli hâl ve sözler sayesinde sohbet edenler arasında manevi bir kaynaşma meydana gelir. Fıtrî temizliği ve ruhî alakası sayesinde kişi, karşısındakinin edebine bürünür, bir bakıma onunla aynileşir. İnsanların sözleri kadar nazarları ve halleri de etkilidir. Sıdk ehli olan insanlar, kâl lisânından çok hal diliyle konuşur. Fiileri ve hali etkili olmayanın söyledikleri hiç etkili olmaz. Sözün nuraniliği kalbin nuraniliği kadardır. Kalbin nuraniliğiyse istikamet ve kulluk görevini yerine getirmeye bağlıdır. Manevi hâl kazanmış kişilerin nazarı, insanlar üzerinde etkili olur. “Mü’min mü’minin aynasıdır” hadisinde ifade edildiği şekilde kişinin güzel huylarla donanması, o huylara sahip temiz kimselerle beraber bulunmasına bağlıdır. Sohbet bir bilgi alışverişinin yapıldığı ilim pazarı değil, sevgi ve ilgi kumaşının dokunduğu ruhaniyet tezgâhıdır. Bu ramazan ikliminde gönüller, konuşan dilden çok, coşan gönül ister. Çünkü o meclisler, “dil-dudak deprenmeden” anlaşılan işaret ve istikamet sofralarıdır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir